24 Nisan 2012 Salı

Deli edenler ve Holden

   Her konuda sabırsız olmamdan daha kötü bir şey varsa o da bazı konularda daha sabırsız olmam bence. Süreç fikrini bile kabullenmem zor görünüyor. Hele ki o süreç bazıları için bir kaç dakikayken bana gelince haftalar sürüyorsa daha zor bir hal alıyor. Önceki hafta geçen haftayı ,geçen hafta da bazı şeylerin çözülmesi için bugünü beklerken bugün de yarını beklemem gerektiğini öğrendim mesela. Beklemek deli ediyor. Beklemenin beni deli ettiğini daha ilkokul 3. sınıftayken okul servisini beklerken çözmüştüm. Bir de aramak beni deli eder ama onu ne zaman deneyimleyip bu sonuca vardığımı hatırlamıyorum. Her neyse iki durumda da yapacak çok fazla bir şeyim yok. Bir şeye başladıysan ki ben ona artık bulaşmak diyorum o işi öyle ya da böyle bitirmek zorundasın. 10. kattan aşağı atlamışsan 5. kata geldiğinde fikir değiştiremiyorsun.
  Deli edenler konusundan devam edecek olursam (bence devam etmeliyim yoksa birbirinden alakasız şeyler yazıp sonunu bile bağlayamıyorum. Sonra kibarca "sonu yok" diye yorumlar yapılıyor. Kabaca da bu "ruh hastası mısın neden sonunu yazmıyorsun" halini alıyor.) deli edenler listeme en hızlı giriş yapan üçüncü başlığın da insanlar olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Çok acayip insanlar var konuşmaktan soğutan.  Bazen sırf iletişim kurmak için nasılsın dediğin insanlar olur,bilmeeem diye cevap alırsın. İşte öyle zamanlarda senin nasıl olduğunu sen bilmezsen ben mi bileceğim demek istersin de konuştuğuna değmez ya (amaaaaaaaan kendimden sıkıldım yemin ederim daha yazamıycam)
 Geçen hafta iki hamlede bitirdiğim kitabın kahramanı holden hakkında bi kaç gündür twitterda atıp tutsam da özellikle bu konudaki düşüncelerine çaktırmadan çaktırmadan katılıyorum. Bugünlük bu kadar deli edenler hepimize yeter sanırım.

  "Sonunda artık buralardan çekip gitmeye karar verdim. Karar verdim, eve artık hiç gitmeyecektim, yeni bir okula daha gitmeyecektim. Karar verdim, yalnızca Phoebe'yi bir görüp ona hoşça kal filan diyecek ve ona Noel harçlığını geri verecektim, sonra da otostop yaparak batıya gidecektim. Ne yaparım dedim, Holland Tüneli'nin oradan otostopla bir yere kadar gider orada inerdim, sonra bir daha, sonra bir daha derken, birkaç gün içinde batıda güneşli bir yerde, beni tanımayan insanların arasında bir iş bulurdum. Bir yerlerde, bir benzin istasyonunda bir iş bulurum diyordum, arabalara benzin, yağ filan doldururdum. Nasıl bir iş olursa olsun, farketmezdi zaten. Kimse beni tanımasın, ben kimseyi tanımayayım, bu yeterdi. Düşündüm, sağır-dilsizmişim gibi numara yapardım. Böylece, hiç kimseyle o salak konuşmaları yapmak zorunda kalmazdım. Biri bana bir şey demek istediğinde bir kâğıda yazar, bana uzatırdı. Bundan bir süre sonra sıkılınca da, ömrümün sonuna kadar insanlarla konuşmaktan kurtulurdum. Herkes beni sağır-dilsiz herifin teki sanır, beni rahat bırakırdı. Salak arabalarına benzin, yağ filan doldururdum, onlar da bana bir maaş verirlerdi. Kazandığım parayla bir yerlerde kendime küçük bir kulübe yapar, ömrümün sonuna kadar orada yaşardım. Ormanın hemen yakınında yapardım kulübeyi, fazla içerlere yapmazdım, çünkü daima güneşli bir yerde olmak istiyordum. Kendi yemeğimi kendim pişirirdim, eğer evlenmek filan istersem de, gider kendim gibi sağır-dilsiz bir kız bulur, onunla evlenirdim. Kulübede benimle yaşardı, bana bir şey demek istediği zaman, herkes gibi o da lanet bir kâğıda yazardı. Eğer çocuklarımız olursa, onları bir yerlere saklardık. Onlara bir sürü kitap alırdık, okuma-yazmayı biz öğretirdik."

1 yorum: