Hoca dersi bitirdiğinde saat beş buçuğa geliyordu. O an
fikrini değiştirip bana dönse ve son cümlemi tekrar et Mathilda deseydi
söyleyeceğim tek şey "uçarken payandalar ardında tepelerin geldi veda vakti mimarlık tarihinin" olacaktı. Belki güzel bir aferin alırdım
belki de sıkı sıkı sarılırdık bilemiyorum.
Neyseki tamamen
kuruyordum. Bir taraftan da sırf programıma uyuyor diye mimarlık tarihinden
ders alan kendimi şiddetle kınıyordum. Geçen dönem de
programıma uyuyor diye kentsel tasarım almıştım. Üstelik bundan bi kaç yıl önce
bir şehircilik dersinde arkadaşıma bir insan neden kentsel tasarımla ilgilenir
ki demiş olmama rağmen. Gerçi bu ilk defa işime yaramıştı. Geçen
dönem öylesine seçtiğim ders bende her hafta kafama tokmakla vurulmuş hissi
yaratıyordu. Hayatımızın tasarım dersini bir tokmak darbesiyle kafamızın içine
bırakıp gidiyordu. Hafiften sarsılıyorduk.
Çok değil 2 yıl
öncesini düşündüm. bizi şehircilikten
nefret ettirenler de zamanında az sarsmamıştı. Sadece tarzları farklıydı.Teslim
öncesi proje gösterdiğimiz son derslerin birinde hoca sadece kulağımdaki inci
küpeyi göstermiş, ağaçlar bu boyda olsun, ne büyük ne küçük olsun. Öyle tüm
maketi inciyle doldurmayın demişti. Anladığım kadarıyla projemin en önemli ve
tek eksiği ağaçtı. Bir o boyutta ağaç bulabilmek için kaç boncukcu dolaştığımızı,bulduğumuz inciyi kulağıma yaklaştırıp yaklaştırıp ölçme çabalarımızı bir de dönem sonunda proje notlarımız belli olduğunda nasıl sarsıldığımızı
hatırlıyorum. Yalpalamayalım diye kulağımdaki inci büyüklüğündeki ağaçlarımıza
tutunduk. Neyseki o büyüklük idealdi.
sonu bitmemiş...
YanıtlaSilsonlarla problemlerim var:)
YanıtlaSilNasıl bitirirsen öyle başlarsın ;) unutma :)
Sil